Dile kolay…

Dile kolay, 7 yıl olmuş wordpress’e üye olalı. En son yazımı yazalı da 5 yıl… Hepsini tek tek okudum ve gördüm ki insan her zaman düşündüğünü yaşamıyor, yaşayamıyor. “Mutlu eden sahip olmak değil, ait olmaktır.” demişim mesela. Oysa şimdi farkediyorum ki ben ait olmayı pek de başaramıyorum. Halbu ki ait olmada dinginlik var, huzur var. Bu öyle aklını fikrini, benliğini ezip geçmek değil. Denizdeyken nasıl kendini suya bırakırsın, kasların gevşer, yarın suyun üzerindedir, diğer yarın icinde… İşte o an kendini suya bırakmışsındır. Ne tatlı bir aidiyettir o… İşte bu türden bir aidiyet bahsettiğim. Ben bunu beceremiyorum. Zaten kendimi bırakıp suyun üstünde de duramıyorum ben. Hemen bir panik, bir debdebe… Ben ne zaman dinginleşip gülümseyerek bakacağım hayata??

Reklamlar

fıkır fıkır olan insanlar

hayatımın hiçbir döneminde fıkır fıkır şıkır şıkır bir insan olmadım. ne mutlu olduğumda hoplayıp zıplayıp çığlıklar attım, ne de seviyoruuuum nidaları. . . standart, sıradan tepkiler veririm genelde. ha içimde sevinirim, çok sevinirim, kızarım, üzülürüm deli gibi. ama öyle yanımda başka insanlar varken yaşayamam duygularımı. yaşayanları da anlayamam. özellikle devamlı pozitif fıkır fıkır olan insanları. ne sebebiniz var kardeşim? insana da kendini bir garip hissettiriyorsunuz. yoruyorsunuz beni. gidin başka yerde oynayın.

her iyinin ard…

her iyinin ardından kötü, her kötünün ardından da iyi gelecek diye bir şey yok. bazen kötü üst üste gelir. zamanla değişen, bizim algımızdır. kötülerin iyi yanını görmeye başlarız. başka türlü yaşama tutunmamız mümkün değildir çünkü. kanaat ederiz başka bir deyişle. mutlu olamıyorsan, mutlu olduğunu düşün; değil mi? hayat, umut kalpazanı. . .

evsizlik, yoksunluk, koca bir boşluk. . . tamamlanmış hissedeceğim bir gün olacak mı acaba? bekleyişe devam. . . sonunda tamamlanmak da var, o boşlukta kaybolmak da. her iki olasılığı da kabul ediyorsan başlarsın beklemeye. ben çok önce kabullendim. tamamlanma ihtimalinin varlığı yeterliydi beklemem için. bekliyorum. . . beni tamamlayacak olanı bekliyorum.

Sabır

Sabırlı olacağım günü sabırla bekliyorum.

 

Ne için sabır? Kimin için? Sabretmek hep varacak bir yer olduğunu düşündüğümüzden. . . Ânı yaşıyorduk hani? Nereye varırsak varalım önemli olan geçtiğimiz yollardı? Yalan mı oldu bu maceraperest ruh?

Merak

Teknoloji hayal gücümüzü baltalıyor mu, besliyor mu? Çocuklar hayal güçlerini beslemeyi, kullanmayı yeni yeni keşfettikleri dönemde teknolojiyle gereğinden fazla haşır neşir olurlarsa baltaladığını düşünüyorum. Her şeyi bilgisayar ekranında ya da televizyonda hazır olarak gören çocuklar, kendileri birbirinden bağımsız parçaları bir araya getirerek farklı şeyler yaratmayı ilgi çekici bulmuyor, dolayısıyla da bununla uğraşmıyorlar. Kazayla uğraşacak olurlarsa da çabucak sıkılıyorlar. Çünkü çok hızlı akmasına alıştıkları görüntü ve olaylar yanında deneme, yanılma, tekrar deneme ve sonunda isteneni elde etme süreci onlar için çok yavaş kalıyor. Sıkıldığı bu süreçten giderek uzaklaşan çocuk, yaratıcılığı ve hayal gücüyle olan bağını zamanla büyük ölçüde koparıyor. Aynı bireylerin, okullarda da sınavlara odaklı test teknikleriyle boğularak beyinlerinin işlevini olabildiğince yitirmesi sağlanıyor. Bu şekilde ilk, orta ve lise eğitimini bitiren birey sonunda üniversite yaşamına başlıyor. Şimdi üniversitelerden bilim ve araştırma yuvaları olmalarını nasıl bekleyebiliriz? Her şeyin bir tık kadar uzak olduğu bir dünyada, bir genç neyi merak edip uzun uzadıya araştırabilir ya da bulduğu şeyden tatmin olmayarak ona farklı açılardan bakmaya çalışabilir? Hızla akan görüntülerden sonra, hızla akan bilginin esiri olmuştur aynı birey. İnternet araştırmalarında okuduğu birkaç cümle, herhangi bir konuyla ilgili merakını tatmin etmeye yetmektedir. Bunu bilen bir takım insanlar da bu bireylere öğütülmesi daha kolay bilgilere ulaşabilmeleri için değişik internet siteleri hazırlamaktadır. Kısacası birileri bu ayağa bir çelme takmadığı sürece sürüp gidecek bir kısır döngüdür bu. Bu çelmeye gerek kalmadan, gereken yaşta çocukların kendi yaratıcılıklarıyla beslenmeleridir aslında makbul olan. Ancak kaç aile bu makbul olanı yerine getiriyor bilemiyorum.

 

Tüm bunları bu kadar rahat söyleyebiliyor olmamın sebebi, benim de son birkaç senedir bu furyaya katılmış olmamdır. Kaldı ki benim çocukluğum şu andakilere kıyasla hiç de hazır ve hızlı ürünlerle geçmedi. Ben bile karşı koyamamışsam bu akıma, şimdilerde yetişen ya da yakın geçmişte yetişmiş olan çocuklar nasıl karşı koysunlar? Bu durumdan rahatsız olacak kadar farkındalığa nasıl sahip olabilirler? Öyle sanıyorum ki bunun yolu yine aileden geçiyor. Belki de eğitim sistemimiz çocukların eğitimine verdiği sözde önemi biraz da ailelerin eğitimine vermelidir. Elbette temennim verilen bu önemlerin bu sefer sözde olmamasıdır.

Bazı şeyleri yeterince umursayamadığım için özür dilerim. Ama olmadı mı olmuyor işte. Kafamda hangisine öncelik vereceğimi bilemediğim bir sürü düşünce. Her birini yakalamaya gittiğimde bir diğerini kaçırmaktan korkarak yaşamak çok zor. Pişmanlık duymaktan korkarak yaşamak… O kadar çok olasılık içinde hangisinin en doğru olacağını bilemezken bir de bir şeyleri umursamak ya da umursamamak. . .