mutluluk

-Aaa bak mutluluk!

 

-Hani nerde?!

 

-Ohooo geçti bile. Sana tam bak dediğim zaman bakacaksın!

Reklamlar

aynı

Ne farkı var orada ya da burada yaşamanın yaşananlar aynı oldukça ?

Merak

Teknoloji hayal gücümüzü baltalıyor mu, besliyor mu? Çocuklar hayal güçlerini beslemeyi, kullanmayı yeni yeni keşfettikleri dönemde teknolojiyle gereğinden fazla haşır neşir olurlarsa baltaladığını düşünüyorum. Her şeyi bilgisayar ekranında ya da televizyonda hazır olarak gören çocuklar, kendileri birbirinden bağımsız parçaları bir araya getirerek farklı şeyler yaratmayı ilgi çekici bulmuyor, dolayısıyla da bununla uğraşmıyorlar. Kazayla uğraşacak olurlarsa da çabucak sıkılıyorlar. Çünkü çok hızlı akmasına alıştıkları görüntü ve olaylar yanında deneme, yanılma, tekrar deneme ve sonunda isteneni elde etme süreci onlar için çok yavaş kalıyor. Sıkıldığı bu süreçten giderek uzaklaşan çocuk, yaratıcılığı ve hayal gücüyle olan bağını zamanla büyük ölçüde koparıyor. Aynı bireylerin, okullarda da sınavlara odaklı test teknikleriyle boğularak beyinlerinin işlevini olabildiğince yitirmesi sağlanıyor. Bu şekilde ilk, orta ve lise eğitimini bitiren birey sonunda üniversite yaşamına başlıyor. Şimdi üniversitelerden bilim ve araştırma yuvaları olmalarını nasıl bekleyebiliriz? Her şeyin bir tık kadar uzak olduğu bir dünyada, bir genç neyi merak edip uzun uzadıya araştırabilir ya da bulduğu şeyden tatmin olmayarak ona farklı açılardan bakmaya çalışabilir? Hızla akan görüntülerden sonra, hızla akan bilginin esiri olmuştur aynı birey. İnternet araştırmalarında okuduğu birkaç cümle, herhangi bir konuyla ilgili merakını tatmin etmeye yetmektedir. Bunu bilen bir takım insanlar da bu bireylere öğütülmesi daha kolay bilgilere ulaşabilmeleri için değişik internet siteleri hazırlamaktadır. Kısacası birileri bu ayağa bir çelme takmadığı sürece sürüp gidecek bir kısır döngüdür bu. Bu çelmeye gerek kalmadan, gereken yaşta çocukların kendi yaratıcılıklarıyla beslenmeleridir aslında makbul olan. Ancak kaç aile bu makbul olanı yerine getiriyor bilemiyorum.

 

Tüm bunları bu kadar rahat söyleyebiliyor olmamın sebebi, benim de son birkaç senedir bu furyaya katılmış olmamdır. Kaldı ki benim çocukluğum şu andakilere kıyasla hiç de hazır ve hızlı ürünlerle geçmedi. Ben bile karşı koyamamışsam bu akıma, şimdilerde yetişen ya da yakın geçmişte yetişmiş olan çocuklar nasıl karşı koysunlar? Bu durumdan rahatsız olacak kadar farkındalığa nasıl sahip olabilirler? Öyle sanıyorum ki bunun yolu yine aileden geçiyor. Belki de eğitim sistemimiz çocukların eğitimine verdiği sözde önemi biraz da ailelerin eğitimine vermelidir. Elbette temennim verilen bu önemlerin bu sefer sözde olmamasıdır.

Bazı şeyleri yeterince umursayamadığım için özür dilerim. Ama olmadı mı olmuyor işte. Kafamda hangisine öncelik vereceğimi bilemediğim bir sürü düşünce. Her birini yakalamaya gittiğimde bir diğerini kaçırmaktan korkarak yaşamak çok zor. Pişmanlık duymaktan korkarak yaşamak… O kadar çok olasılık içinde hangisinin en doğru olacağını bilemezken bir de bir şeyleri umursamak ya da umursamamak. . .

Bugün

Kim demiş aptalız diye? Koyunuz diye kim demiş? Kim demişse yanlış demiş. Bilememiş. Çok akıllıyız biz. Öyle akıllıyız ki. . . Kafamız hep olmayacak işlere çalışır demeyeceğim. Orası zaten öyle. Ama yanlış da olsa çalışır. Aslında yaptığımız yanlışlar da bugünü iyileştirmeye çalışmaktandır. Örneğin bugün daha az elektrik faturası ödemek için kaçak elektrik kullanırız. Örneğin oylarımızı bugünümüzü kurtarmak, madden desteklenebilmek için kullanırız. Bugünlük iyi geçinebilmek için insanlara yalan söyleriz falan filan. . . Aslında kötü olsun diye yapmayız. Ama hep bugün için yaparız. Üç gün, üç hafta, otuz yıl sonrasını düşünmeyiz. Biraz bencil miyiz neyiz? Zaten çocuk yapabilen bir insandan bencil olmamasını ne kadar bekleyebiliriz? Adam yapar çocuğunu, ama yere çöpünü de atar. O ölene kadar dünya çöp olmasın yeterdir. Artık çocuğuymuş, çocuğunun çocuğuymuş, bunlar biraz detaydır. Görebildiği yere kadar yaşar. Görmediği yerlerde acı çeken kendi çocuklarını, torunlarını düşünmez. Geçmişte bazen esaret altında, bazen savaş meydanlarında acı çeken atalarını da düşünmez aslında bu insanlar. Düşünmez çünkü dedik ya, bugünde yaşar o. Aklı ermediğinden midir peki bu? Bazısının aklı ermediğindendir belki ama bazısı kesinlikle üşendiğindendir. Rahatlık kolaylıktadır ve rahat olmak ister o bugün.

Suçlasam mı suçlamasam mı bu insanları karar veremiyorum. Daha doğrusu onlara kızıp kızmayacağıma diyelim. Teorik olarak, gelecekte çöplük olmuş ya da esaret altındaki dünyalarında acı çekebilmeleri için bugünü kotarması gerek o çocukların da.  Tabii “ne yaşar ne yaşamaz” hale gelmek için bugünü kotarmak ne kadar doğru ya da gereklidir tartışılır. Ancak insan çocuğunu her ne kadar bencilce getirse de dünyaya, onu yaşatmayı kendine bir görev bilir. Görevini de çeşitli şekillerde yerine getirmeye çalışır. Bu şekillerin ne kadar ahlâki ya da yasal olduğu fark etmezdir.

Bir şeylerin ne kadar ahlâki ya da yasal olduğunun fark edeceği bir gün gelecektir. Herkes için farklı da olabilir bu gün. Fakat ne zaman olursa olsun, doğruların yüze çarptığı an en güzel an olacaktır.

O kadar uğraşıyoruz ki kendimize yeni sorunlar yaratmak için. Kendimizden ve birbirimizden geçiyoruz. Esas olanın insan olmak, hayatta kalmak olduğunu unutuyoruz. Daha doğrusu hayatta kalmanın birbirinin ayağına çelme takmak olduğunu düşünüyoruz sanki. Birilerini batırırsam üstüne çıkabilirim. Dünyadaki herkes öldüğünde tüm toprakların hakimi ben olacağım! Başka bir otorite yokken hakimiyet kalır mı? Kalmaz tabii. Zaten bu yüzden öldürmeyip süründürmeyi tercih ediyorlar. Hakimiyetimizin içini boşaltmayacak kadar güçlü ve sayıca yeterli olmalılar fakat hakim olamayacağımız kadar sağlam kalmamalılar. Bu yüzdendir ki bir elleriyle yardım ederken diğeriyle zehirlemeye devam ederler. Hepsi de bunu yaparlar, çünkü hiçbiri itiraz ederek bu gerçeğe dikkat çekmek istemez. Kendi bindiği kayığı batırmak istemez hiçbiri. Bir zincir gibi birbirini ezmeler devam eder. Herkes gücünün yettiğine. . .